Meral Bostancı

DADA’NIN NİHİLİST YÖNÜ

Meral BOSTANCI (M.A.)[1]

1916’daki başlangıcında Dada, toplumu dönüştürme çabası içinde geleneğin kırılışı bağlamında dönemin filozoflarının, özellikle Friedrich Wilhelm Nietzsche’nin (1844-1900) düşünsel açıdan yadsınamaz etkisi altında öncelikle edebi bir hareket olarak başlar, sonrasında görsel ve işitsel sanatların tümüne yayılır. 1916’da Zürih, her nerede ruhun gücü artırılırsa, buna karşılık tüm toplumun düşüncelerinde bir yoğunluk artışı olur şeklinde etkili olan bir Nietzsche özdeyişine kanıt olur.[2] Nietzsche, Sokrates zamanından itibaren atılan yanlış düşünsel temeller üzerine kurulu bulunan Avrupa kültürünü hasta olarak nitelendirmiş; geleneksel değerlerden kurtulmak için eski düşüncelerden sıyrılmak gerektiğini ve yeninin ancak eskiyi öldürmekle yaşama olanağı bulacağını öne sürmüştür. Dada’da yer alan başkaldırı duygusu ve değerleri reddetme olgusuyla var olan hiçlik kavramı, Nietzsche’nin önerdiği savlarla doğrudan ilintili görünür. Nitekim Dada’nın nihilizmi, Nietzsche’nin nihilizminde olduğu gibi yapmak üzere yıkmaktır ve Dadacılar, değerlerin geçerliliğini yitirmesini, yeni değerlere yer açmak olarak görmüşlerdir.[3]

Nihilizm, Latincede hiçlik anlamına gelen ‘nihil’ sözcüğünden türetilmiştir. Felsefi anlamda nihilizm; egemen düşüncenin ya da genel olarak hayatın kısmen veya toptan reddi ve ona boyun eğilmemesi olarak açımlanabilir. Tarihi arka planda “Nihilizm” terimi ilk olarak Avrupa’da 18. ve 19. yüzyıl başındaki felsefi, dini, politik ve edebi yazılarda görülür ancak bu dönemde terim, ateizmle bağdaştırılmıştır. Aynı dönemde, politik ve sosyal düzenin tamamen yıkılmasını söyleyen devrimci felsefelerinden ötürü anarşist ve sosyalistler için de kullanıldığı görülür. Terim, ilk olarak 1870’lerden 20. yüzyılın başlarına kadar geniş anlamında kullanılmıştır. Bunda Rus yazarlar İvan Sergeyeviç Turgenyev (1818- 1883) ve Fyodor Mihayloviç Dostoyevski (1821- 1881) ile Alman Filozof Friedrich Wilhelm Nietzsche’nin payı büyüktür. Turgenyevin “Babalar ve Oğullar (1862)” adlı yapıtındaki Bazarov karakteri, kendisini nihilist olarak tanımlar ve nihilistlerin “insanoğlunun faydalı olarak algıladıkları şeylerin erdemi ile” hareket ettiklerini söyler. “Günümüz için en faydalı olanın…” Şeklinde devam ederek  “reddetme” olduğunu söyler ve “biz her şeyi reddederiz” der. Bazarov’un nihilizmi, Rusya’da kısa sürede ünlü olur ve 1860’lardaki bazı devrimci gruplarca desteklenirken geleneksel inanç sahipleri ve mevcut dini ve politik kurumlarca reddedilir. Bazarov, geleneklere inanmaz ve bu geleneklerin kendi üzerindeki kısıtlayıcı baskılarını öfkeyle reddeder. Toplumu ve onu oluşturan değerlere tümden bir başkaldırı olarak şekillenir bu ve istediği toplumdaki tüm sahteliklerin aşılarak hakikate ulaşılmasıdır. Diğer bir Rus yazar Dostoyevski, nihilizmin temel savunucularından biridir ve gelmiş geçmiş en büyük politik yapıt olarak kabul edilen, “Cinler (1871-72)” adını taşıyan, nihilist üç üyesinin hayatlarından kesitler verdiği bir romanında bunu ortaya koymuştur. “Cinler”de bu roman kahramanlarından ikisi kendi ellerinde, üçüncüsü ise yoldaşlardan birinin ellerinde ölmektedir. Varlıkları bozuk ve boştur çünkü Tanrı’ya olan inançlarını kaybetmişlerdir ve artık varlıklarını Tanrı’nın mutlak özgürlüğüne bırakmalıdırlar. Ancak onlarınki absürt bir özgürlüktür, yol göstereni ve normları yoktur. Bu çaresizlik hayatlarını tarumar etmiş ve sonları anlamsız bir ölüm olmuştur. Dostoyevski, nihilizmi batılı kafa karışıklığının ve yozlaşmanın bir ürünü olarak bir tür yıkıcılık olarak gösterir. Özgürlük, Tanrıtanımazlık gibi batılı düşünceler, insanların ruhlarına girmiş cinlerdir. Dostoyevski, nihlistlerin, liberallerin, solcuların çözümlerini satirik bir yolla hicvederken, inanç, özgürlük, iyi ve kötü gibi değerlerle birlikte tedirgin bir vicdanı sorgulanabilir alana dâhil eder. Dostoyevski yazın yaşamı boyunca ateizm sonrasında yok edici nihilizm temasını işlemiştir. Üçüncü olarak Nietzche ise; 1883 ve 1888 arasında derlediği notlarda ki bunların bir kısmı “Güç İstenci”(The Will to Power,1901) adı altında yayınlanmıştır; Avrupa kültüründe “nihilizmin keşfinden” bahseder ve karakteri ve nedenleri hakkında geniş bilgi verir. [4] Kendi çağına tümüyle bir karşı çıkış sayılan Nietzsche felsefesine göre 19. yüzyılın son çeyreğinde, nihilizmin gelişi kaçınılmazdır. Bundan korunma, Avrupa’nın yozlaşmış Hıristiyan uygarlığının yıkılışı ve değerlerin yeniden değerlendirilmesi ile gerçekleşecektir. Bu değerlemeyi yapacak olan yüksek bir insan tipidir ve bu yeni bir şafak olacaktır.[5] “Böyle Buyurdu Zerdüşt” adlı yapıtında: “Öldü bütün Tanrılar. Üstinsanın yaşamasını istiyoruz artık.” sözleri de bu isteme yöneliktir.[6] Nietzsche’nin “üst insan” öğretisi, nihilistik ümitsizliğe karşı bir çözüm önerisi gibidir. Dadaistleri, hayır demenin tehlikeli olduğu anlarda dahi gerektiğinde hayır diyebilme cesaretleri nedeniyle, Nietzsche’nin ‘hür insanı’na atıfla, modern zamanın Zerdüştleri olarak tanımlamak mümkündür. Richard Huelsenbeck’in Dada’yı, ‘Zerdüşt’le uçmak’ olarak adlandırmasında olduğu gibi.[7] Nietzsche, “Güç İstenci” adı altında yayımlanan yazılarında Avrupa nihilizmini “o en yüksek değerlerin değerini yitirmesi” olarak görür. Tüm eski değerler yıkılmış ve otorite de yok olmuş olduğu için insanın eylemesi, yapıp etmesi ve bilmesi için artık hiç bir sınır kalmamıştır. Nietzsche, bu söylemlerle hakikat yoktur demez, her görüşün kendine uygun bir perspektifinin olduğunu anlatmak ister. Sabit bir moral, hakikat ve bilgi olmadığını, perspektifli bir bilme ve görme yani yorumlar bulunduğunu ima eder. Dadacı tavırlar, savaş çığlıkları içinde yozlaşmış bir toplumda Nietzsche’nin önerdiği perspektifli bir bakış açısının ete kemiğe bürünmüş olan halidir.  Onun nihilizmi, “Bilgi levhalarını parçalayın” ve “Tanrı öldü, onu biz öldürdük” derken, Tanrı’nın olmadığını değil, var olan bir değerin; ‘Tanrı’nın ölümü’ nü ilan eder. 20. yüzyılda yaşanan tüm karşı çıkışların, isyanların, reddedişlerin, başkaldırmaların nedeni ‘Tanrı’nın ölmüş’ olmasındandır. Kişi, Hıristiyan moralitesinin (ahlakçılığının) getirdiği fayda ve avantajlardan artık yararlanamayacaktır. Bu, tam olarak anlam ve değerlerin çöküşüne isabet eder.[8] Öte yandan Nietzsche’nin nihilizmi, yeni bir değere yer açmak üzere var olan değerlerin geçerliliğinin yıkılması anlamına gelir. Yapmak üzere yıkmayı önerir ve bu, bir değer değişimi oluşturmak adınadır. Gerçekte o, sanatın kullanım işlevinin değişeceğine kısa bir süre kalmış olduğu haberini verir. Ne zaman ve hangi biçimde olacağını tahmin edemez ancak Nietzsche programını sunduktan on yıllar sonra, ortaya bir karşıt sanat çıkar: “Düzen öldü- Yaşasın kaos!” Alman Edebiyat Bilimcisi Bruno Hillebrand (1935- ), Dadaistlerin, prensip olarak sanatı ortadan kaldırmak istediklerini ancak sadece sanatı değil, gerçek devrimciler gibi dünyayı da değiştirmek istediklerini belirtir. Becerebildiklerinin ise, sanat kavramını kendi ekseni etrafında döndürmek olduğunu söyler:

“Yapıtın ve yaratıcısının mitosu ortadan kaldırıldı. Sadece yaşamsal ve içgüdüsel olarak. O zamanların anti- sanatçıları, bu kavramı vurucu bir silah gibi kullanmalarına rağmen, nihilizmin metafizik vasıflarını anlayamadılar. Eylemlerinde düzensizlik ile özgürleşerek, kaosa ulaşmalarını kutluyorlardı. Hayalleri tahrip ederken, onunla birlikte yalancı dünya tasviri de yok oluyordu.  Müzesel ve ölü olan estetiğe karşı ayaklanmışlardı. Tüm değerleri değiştirmede, nihilizmin örtülü bilgisi hareketin motorunu oluşturuyordu. Öncelikle çirkinliğin estetiği ve daha sonra karşıt- sanat, aktif nihilizmin vurucu darbesiydi ve bu ölü sanat kavramına karşı yöneltilmişti.” [9]

Nihilizm; ahlaki nihilizm, politik nihilizm, epistomolojik[10] nihilizm, kozmik nihilizm ve varoluşçu nihilizm kavramlarını içinde barındırır. Dada, tüm nihilist tavırları yer yer içinde barındıran karşıt bir sanat akımı olmuştur ve bu özelliğiyle 20. yüzyılın modernist yaklaşımları içinde farklı ve özgün kimliğiyle ayrı bir yerde konumlandırılır. 20. yüzyılın başlarında hem Birinci Dünya Savaşı hem Rus Devriminin etkisiyle insanların dünyayı algılayışı değişmiş, Sigmund Freud (1856- 1939) ile Albert Einstein’ın (1879- 1955) buluşları ve Makine Çağı’nın teknolojik yenilikleriyle her alanda insanların farkındalığını kökten bir dönüşüme uğratmıştır. Dönemin duyarlı sanatçılarının, farkına varmanın etkisiyle şekillendirdikleri sanat akımları, bu yeni zihin durumunu güçlü bir biçimde yansıtır.[11] Örneğin 20. yüzyılın fırtınalı akımlarından Fütürizmin kurucusu ve kuramcısı şair Filippo Tommaso Marinetti, 1909 yılında yazmış olduğu Fütürizmin İlk Manifestosu’nda şöyle der: “Savaşı yani dünyaya hayat veren tek şeyi, militarizmi, hamiyeti, anarşistin parçalayıcı yönünü, ölümcül iyi fikirleri, kadının hakir görülmesini kutsamak istiyoruz. Müzeleri, kütüphaneleri yıkmak, ahlakçılığa, feminizme ve fırsatçı ve faydacı adiliklerin tümüne karşı savaşmak istiyoruz.” [12]

Bu manifesto ve temel anlamda diğer Fütürist ilkeler, benzer zihin durumlarını yansıtan farklı bir söylem biçimi olarak algılanabilir. Ancak sanatsal yenilikler olarak görülen Kübist, Fütürist ve Dışavurumcu yaklaşımlar sonrasında, 20. yüzyılın ikinci on yılında ortaya çıkan soyut sanat ve sonrasındaki Dadaist tavırlar, bu türden zihin durumlarına en belirgin örnekler olarak kabul edilir. Bunların arasında öncelikle soyut sanat kendisine, sanattan daha üstün manevi değerler yükler. Dadaizm ise; kendisine ironik anlamlar yükleyerek nihayetinde sanat karşıtı bir sanat olduğunu savunur. İlk etapta, ikisi arasında doğrudan bir ilinti kurmak olanaksızdır. Ancak aynı dönemin iki Avangart sanat akımı arasında ortaya çıkan metafizik süprematizm (Malevich) ile nihilizm arasında oldukça içten bir ilişki bulunmaktadır; öyle ki, metafizik soyut sanatın içinde zaman zaman görülebilen anarşist soyutlamaların nihilizmle güçlü bir bağı bulunur. Dadaizm’de ise; çekinik, ironik ve hissi olmayan bir metafizik yönelim egemendir. Bu durum çoğunlukla Dadacıların kavgacı tavırlarında görülür ve bilinçli bir dışavurumculuktur.[13] 20. yüzyıla damgasını vuran soyut sanatın öncüsü ve kuramcısı Wasilly Kandinsky (1866-1944), 1911 yılında yazmış olduğu “Whither the ‘New’ Art?” adlı makalesinde aynı noktaya işaret eder: “Gerek tinsel olana doğru yüzeysel bir hareket, gerekse en geniş anlamı ile gizemcilik, metafizik, monizm, yeni ‘Hıristiyanlık’, teosofi ve din şeklinde, soyutlamaya karşı genel bir ilgi yeniden doğmaktadır. Nihai tahlilde bilim (fizik ve kimya gibi), en pozitif dalları ile şu büyük soruyu sorduğumuz noktaya geldi: Madde diye bir şey var mıdır?” [14]

Soyut sanatçılar, sanatı; materyalizmin öldürücü etkisine karşı bir panzehir olarak görmüşlerdir. Sanat, bilim ve teknikle kıyaslandığında, ancak bu şekilde var olabilmiş ve kaçınılmaz olan sonuna karşı ancak bu şekilde bir çıkış yolu bulabilmiştir. Richard Huelsenbeck’e (1892-1974) göre Dadaizm; “İnsan endüstri devrinde yaşayıp bir sanatçı gibi yaratıcı olabilir mi?” sorusuna bir cevap arar. Wassily Kandinsky; “Teknolojik yenilikler adeta bir rüzgâr gibi daha da ileri gidiyor, bu nedenle de gerçek sanatın sanatçıları sessizler ve görünemiyorlar” derken, soyut sanatın buna bir cevap olabileceğini anlatır gibidir. Donald Kuspit’e (1935- ) göre ise; Dadacılar ve soyut sanatçılar: “Hayatın anlamı nerede?”; “Hayatın amacı nerede?” gibi sorulara cevap ararlar. İnandıkları şudur: Bir insan, ruhani ve spontan olması durumunda dahi endüstri toplumunda yaşayabilir ve bir sanatçı gibi yaratıcı olabilir. Teknolojik, materyalist bir dünyada olsa bile hayatın anlamını ve amacını bulabilir. Çünkü ruhani diriliş bir dönüşüm gibi spontan olur. Spontan ifade, psikolojik ölümlerden ruhani bir uyanış gibidir. Sanatı Dadaizm’e ya da soyut sanata “dönüştürmek” sanata kişinin endüstriyel toplumda bulamayacağı bir anlam ve değer katmaktır. Onlar, makinelerin insanlardan daha kıymetli olduğu bir dünyada yaratıcı bir birey olarak yaşaması sorunsalına yani modern toplumun ana insani konusuna parmak basmaktadırlar: “Nesnenin ölümü” ya da Frankfurt Okulu filozof ve sosyoloğu Max Horkheimer’ın (1895-1973) söylediği gibi “bireyselliğin ölümü” sorunsalıdır bu. Max Horkheimer: “Zamanımızın ana fikrini kendi kendini korumak oluşturmaktadır ki koruyacak bir benlik yoktur. Bu bireyin tek aleti olan mantığının teknoloji içerisinde tüketildiği anda akıl dışı ve parçalanmış olmasındandır” der. Ayrıca; “Mantık safi olarak işlevsel hale geldi ve bireyi egale etti ya da bireyi kendi aracı haline getirdi” söylemi de aynı düşünceyi destekler görünür. Sosyolojist Jacques Ellul (1912-1994): “Teknolojik toplumda insan artık hiçbir şekilde seçimin öznesi değildir. O sadece çeşitli teknikler yordamıyla elde edilen etki ve sonuçların kaydedicisidir. Teknolojik toplumda bireylerin sadece aletlerin hizmetkârları oldukları sürece anlamı ve değeri vardır” derken aynı sorunsalı ortaya koyar. Yine Max Horkhemier, Dadaizm ve soyutlamanın krizindeki sanat için: “Aklın krizi, beynin krizinde açığa çıkmaktadır” deyimini kullanır. İnsani olmayan mantığı sembolize eden temsili, bireyi sembolize eden spontanlık ve ruhaniliğin reddetmesidir bu. Genel olarak spontanlık ve ruhanilik mantık dışı olarak düşünülür ancak mantığın ruhsuz teknikle mantıksız ve insanlık dışı olduğu bir dünyada birden mantıklı ve insancıl görünmesi doğaldır. Ona göre, gerçekten de teknolojik bir toplumda spontan ve ruhani (hep olduğu gibi ruhi) olmak bir bilinç meselesidir.[15] Wasilly Kandinsky’ye göre; “Din, bilim ve ahlak sarsıldığı zaman (sonuncusunu Nietzsche’ye atfeder) ve dış destekler yıkılma tehdidinde olduğu zaman insanın bakışı dışarıdan içeriye doğru, kendisine döner. Edebiyat, müzik ve sanat, gerçek şekilde bu ruhani değişikliğin belli olduğu ilk ve en hassas alanlardır.”[16]

Öte yandan “Toplumsal Ekoloji Hareketi”nin kurucusu Murray Bookchin’e (1921- 2006) göre; tarihsel süreçte üstesinden gelinemeyen toplumsal problemler mistikleştirilerek katlanılabilir hale getirilmeye çalışılmıştır.[17] Bu çıkarsama, Dadaist akım öncülerinin, içinde bulundukları çaresizlikle kendilerine bir çıkış yolu bulmaya çalıştıkları düşünüldüğünde, Dada akımına uyan bir yönelim olarak kabul edilebilir. Berlin’de düzenlenen İlk Uluslararası Dada Fuarı’nın açılış konuşmasında Wieland Herzfelde (1896-1988), “Dadaizm, gerçeklere dayalı her şeyi reddetmek için bu çabalara karşı girişilmiş bir tepkidir” diyerek, Dada’nın radikal normları yadsıyan özgün tavrını açıkça ortaya koymuştur. Gerçekte Dada’nın varoluş nedenleri, içinde bulunduğu dönemin özelliklerinden soyutlanamaz. Dada akımı, ortaya çıkışı ve gelişimiyle farklı bir görüngü oluşturur. Dadacı tavrın, sanat ve edebiyata ilişkin temelli bir başkaldırı olmaktan öte bir boyutu vardır. Zamanın ruhuna (Zeitgeist) sıra dışı bir tepkidir Dada. Ütopyacı tavırları etik temellerden kaynaklanan Dadacılığın bir devrim olarak adlandırıldığı da görülür. Dada, başlangıcında temel insan haklarının ihlaline ve toplumdaki adaletsizliklere karşı çıkarılan bir isyandır. Michel Sanouillet’nin (1924- ) bahsetmiş olduğu gibi:“Aslında Dadacı devrim, bütün yüz yılların ve bütün ülkelerin batılı yazınında var olan özgürleştirici ve nihilist bir protesto duygusunun en katışıksız ve en aşırı formunu temsil etmektedir” [18]

Dada, modern zamanların yerleşik sosyal estetiğine acımasızca saldırmıştır. Güzelliğin, simetrinin ve anlamın (sözdiziminin) bozguna uğratılması ve geleneksel malzemelerin reddedilmesi, Dada akımının başlıca özellikleridir. Dadaistlere göre bütün bunlar, insanlığı toplu cinayete sürükleme kapasitesi olan sosyal ritmin bozulmaları olarak ifadelendirilir.[19] Amerikalı ressam Barnett Newman’ın (1905-1970) belirttiği gibi, “Modern sanatın dürtüsü, güzelliği yıkmaya yönelik bu arzudur.”[20] Dada’daki bu reddediş ilkin somut anlamda hiyerarşik ayrıcalıklara ve yaratıcılığı engelleyen kurumsal yapılanmalara karşı oluşmuştur. Estetizmin gelenekselleşmiş biçimlerine karşı gelişerek, teorik önermeleri radikal bir reddiyecilik haline dönüşmüştür. Bu haliyle Dada’da, epistemolojik nihilizm yanı sıra, sorunsalın kökenine inildiğinde, ahlaki, politik ve kozmik nihilizmin etkileri sıklıkla hissedilir. Richard Huelsenbenck, Dadacı Manifesto’sunda; “Estetik ve etik davranışa ölüm! [21] Derken, aynı görüşü imler görünür. Dadaizmin nihilizmle olan ilişkisini, onu doğuran gerekçelerle birlikte, bütünsel anlamda irdelemek gerekir. Edward Lucie-Smith (1933- ), konuya dair anahtar bir söyleminde şöyle der: “Uzun vadede 1914- 1918 döneminin en önemli sanat hareketi olduğu anlaşılan Dada’nın nihilist ruhunu, savaşın uyandırdığı tiksintiyle, duygulardaki ani sapmayla özdeşleştirmek olasıdır. Böyle bir değerlendirme, Dada’ya, önde gelen mensuplarının çoğunun açıkça reddettiği ahlaki bir boyut katar.[22]

Dadaizm’in kurucularından Tristan Tzara’nın (1896-1963), 23 Temmuz 1918’de okuduğu Dada Manifestosu’nun son bölümünde yer alan; “Yadsımaya[23] dönüşebilecek her tiksinti ürünü Dada’dır” saptaması ve yine Dada’nın “Yıkıcı eyleme girişmiş bütün varlığının yumruklarını havaya dikerek protesto etmek” olduğuna işaret etmesi, yeniye ulaşmak adına eskinin hırpalanmasını öngören ya da Dada’nın genel kuralları yadsıyan anarşist tavrını örnekler. Tristan Tzara bir anlamda, Dada’nın politik nihilizm çatısı altındaki konumuna işaret eder. Politik ya da pratik düzlemde yerleşik toplumsal düzene baş kaldırma, devlet, din ve aile gibi kurumları da yadsıyan bir önermeyi kapsar. Teorik olarak Dada, kural tanımaz tavırlar içerisinde, kaba saba bir reddiyecilik ve yıkıcılık istemi olarak görünse de asıl anlamıyla ahlaki ve metafizik bir boyutu içinde barındırır. Aynı yadsımacılık iki yıl sonra Francis Picabia’nın (1879-1953) Dada Manifestosu’nda yeniden ortaya çıkar.[24] İlkel insanları resmeden kübik resimler, kübik zenci heykelleri, kübik kemanlar ve kübik gitarların hepsi “kübik para” için tasarlanmışlardır:“Dada’nın kendisi, hiçbir şey, hiç bir şey ama hiçbir şey istemez, yapmaya çalıştığı şey, halkın şunu söylemesini sağlamaktır: ‘Hiç bir şey anlamıyoruz, anlamıyoruz ama hiçbir şey anlamıyoruz.’”

Resim 1 Cannibale Dada Manifestosu. Dada, no: 7 (Dada no:7, Dadaphone olarak da bilinir), 2.sayfa. Editör Tristan Tzara. Paris, Mart 1920.[25]

Resim 2 Tableau Dada, Francis Picabia’nın Dada Manifestosu, 391, 12. sayı[26]

“Bilmiyorum, bilmiyorum ama hiçbir şey bilmiyorum” diyen Francis Picabia, “sonunda Dadaistlerin hiçbir şeye, hiçbir şeye ama hiçbir şeye varmayacaklarını” söyler. Onları sadece, “gülünç, gülünç, gülünç ve sadece gülünç” olarak betimler.[27] Avangart sanatın geçmişinde Dada’nın nihilizme ve paradoksa yani karşıt düşünceye olan düşkünlüğünü ilk tanımlayan Dadaistlerden biri olan Richard Huelsenbeck, Bir Dada Trampetçisinin Anıları adlı kitabında, Francis Picabia’nın ‘gülünç, gülünç, gülünç ve sadece gülünç’ şeklindeki tanımlamasını; “Hiççilik (Nihilizm) için daha eksiksiz bir ifade daha olamazdı” sözleriyle ifade eder.[28] Francis Picabia’nın nihilizmle ilişkisi, anlam ve değerlerin “hiçbir şey” ifade etmediğini belirterek, kabaca her şeyi yakıp yıkmayı ve değerlere saldırmayı öngören bir hınç politikasından çok, kendi karamsarlığı ve melankolisine yenik düşmüş bir sinikliği imler görünür. Nihilizmin ideolojik anlamda önemi, her şeyin anlam ve değerden yoksun olduğunu kesin bir dille ifade ederek, aslen verili değerler dünyasına karşı epistemolojik ve epik bir tedirginlik kaygısı taşımasında yatar. Her şeyin aslında hiçbir şey olmadığını söylemek, aslında var olduğu anlamlar ve değerlere kuşkuyla bakan bir sorgulamaya gönderir. Düşünce tarihinde ya da düşüncenin yüzeyinde beliren çatlakların derininde yatan olgulara kuşkuyla atılan bir bakıştır nihilist olgu ve izlekte bunların dayanak noktalarını sorgulanabilir alana dâhil etmeyi amaçlar. Teorik olarak negatif diyalektiğe bağlı olarak düşüncenin eleştirilmesini hatta bu eleştirinin kendisini var eden düşüncenin kökenine inerek olumsuz düşünceyi de içinde barındıran bir kaygıyla özdeşleşir. Öte yandan kökensel değerlere olan inkârlarını salt bir taşkınlık olarak değerlendirmek, Dada’yı provokatif ve anarşist eylemlilikler içinde şiddet yanlısı yahut yozlaşmış düşünceye sahip veya ahlaksızlık kalıplarının içine sokar ve genel anlamda onları yargılanabilir hatta mahkûm edilebilir kılar. Tristan Tzara’nın, Dada Manifestosu’nda geçen: “Böyle doğdu DADA, bir bağımsızlık, topluluğa güvensizlik gereksiniminden. Bize bağlı olanlar özgürlüklerini korur. Hiçbir kuram tanımayız biz.Ve: “Ahlak; zekâ ürünü her afet gibi, körelticidir[29] şeklinde yer alan ifadeleri, öteden beri var olmuş ahlaki kurallara ve kurumlara yönelik bir hayal kırıklığının anarşist bir tavırla dillendirilmesidir.  Dadacılar, yolunda gitmeyen bir şeyler olduğunu sezmiş ve bu durumu susarak kabullenmek yerine sorgulamayı tercih etmişlerdir; onların yaptığı sorunsalın kendisine yönelik hicivsel tonlarda ironik göndermeler yüklü bir başkaldırıdan ibarettir. Hugo Ball (1886-1927), Zürih’e gelmeden az önce Münih’te Alman şair ve nihilist Hans Leybold’la (1892- ,1914) birlikte Alman kültürünü tümden eleştiren “Devrim” (Revolution) dergisini çıkarmıştır (Kuenzli, 2006: 18). Kendi şiirlerinin de yer aldığı bu anarşist derginin ilkeleri, Alman anarşist ve deneme yazarı Erich Mühsam’ın (1878- 1934) bir çalışmasında yazıya dökülmüştür ve sahip oldukları devrimci anlayışı açıkça ortaya koyar. Erich Müsham’ın yazısının Dada hareketi ile olan ilişkisi ve önemi, söz konusu devrimci ilkelerin, Dada’nın kuruluş bildirgesinde yer alan devrimci ilkelerle örtüşüyor olmasından kaynaklanır:

“Devrim, bir durumun ayakta kalma koşulları ortadan kalktığında gündeme gelir.(…) Yıkmak ve kurmak, devrim açısından özdeş kavramlardır. Tüm yıkıcı istek, aynı zamanda yeniden kurma isteği demektir (Bakunin). Devrimin birkaç türü şunlardır: Zorbaca cinayetleri, egemen bir gücün egemenliğine son verilmesi, bir dinin ortaya çıkması, eski (geleneksel ve sanatsal) kuralların ortadan kaldırılması, bir sanat yapıtının yaratılması, cinsel ilişkinin gerçekleştirilmesi. Devrimle eşanlamlı olan sözcükler: “Tanrı, aşırı derecede cinsel istek, coşkunluk, kargaşa. Gelin kargaşa içinde yaşayalım.” [30]

Öte yandan Hugo Ball, düzene ve burjuvanın yaşam tarzına karşı yapmış olduğu etkin hareketleri ve Münih’teki faaliyetleri sırasında, “Mavi Atlılar” (Der Blaue Reiter) adlı bir sanat grubu etrafında toplanan Ekspresyonistler ve özellikle soyut sanatın öncüsü Wassily Wassilyevich Kandinsky (1866- 1944) ile de yakınlaşmıştır.[31]

Öte yandan bakıldığında, Cabaret Voltaire, adını, hür iradenin sembolü, büyük aydınlanmacı, düşünür, aynı zamanda sosyal bir eleştirmen olan Voltaire’den (François-Marie Arouet, 1694-1778) almış ve sığınmacılarına, İsviçre- Fransa sınırındaki bir kasabada hayatı tehdit eden baskıya karşı bir sığınak olmuştur. Bu bir yerde, kurucusu Hugo Ball ve yanına aldığı diğer kişilerde yüksek iradenin sembolü ve popüler kültürün birleşimi anlamına gelmektedir. En önemlisi, yozlaşmış Avrupa’da olmayan hür iradeyi ve baş kaldırma özgürlüğünü temsil etmeleridir. Richard Huelsenbeck, Dada’nın Zürih’te, Cabaret Voltaire’deki başlangıcında ve sonrasında da Berlin’de Avrupa’daki kitle katliamına karşı bir itki; teknolojinin politik anlamda sömürülmesine ve Almanların kendisini özellikle savaş suçlusu saydığı Kaiser’e (İmparator) karşı çılgınca bir ahlaki tepki; her şeyin üstünde özellikle de insani bir tepki olduğunu yazar. Ardından daha da ileri giderek “Dada’nın ahlaki bir devrim olarak başladıktan sonra sanatsal bir tepkiye dönüştüğünü ve öyle de kaldığını” söyler. Bu, kendilerini ‘sadece sanatla ifade eden’ Kübistlere karşı tam bir zıtlık oluşturur. Richard Helsenbeck’e göre Kübistler öznelcidir ve ahlaki anlamda dünyanın parçalanmasını dert edinmezler. Onlar sadece resmetmenin kurallarını bilirler, dünyayı esir alan kurallara karşı ise kayıtsızdırlar. Richard Huelsenbeck; ‘Dadaistler farklıdır’ diye yazar ve ona göre ilk soyut sanatçılardır. Aynı ahlaki düşünce, insani endişe, sosyal parçalanma ve onun bireye getirdiği tehlikenin farkındalığı ile kaplanmışlardır. Donald Kuspit’e göre; toplum duyarsızlıktan de öte bir durumdayken ve insanlar parçalanması konusunda bir şeyler yapmak adına çaresizken, sanatın bireyi bundan koruyacağını hissetmektedirler. Sanatın olanakları konusunda bir kurtarıcı fantezisi gibi bir düşünce gütmektedirler: Dadaistler sanatın spontanlığı özgür bırakarak bireyi yenileyeceğini ve gerçekten de özneyi koruyacağını düşünürler. Bu arada soyut sanatçılar da sanatın aynısını tinsel duyumlar üzerinde de yapacağını söylerler. Onlara göre modern, bilimsel, teknolojik toplum bireyin spontanlığını öldürmüştür. Dadaistler ve soyut sanatçılar sanatın kendilerini topluma karşı ifade edebileceğini ve ifade etmesi gerektiğini söylerler. Dadaistler, yeni sanatı, evrensel tehlikelerin getirdiği yok edici korkuya karşı bir antikor olarak görürler. Bu sanatın tesellisinden çok, patolojik bir toplumda insanları tedavi eden bir sanattır. Sanat, dünyanın travmaya soktuğu aklı yeniden diriltebilir. Onlar, sanatı, ruhaniliği ve spontanlığı kullanarak akademinin de ötesinde önemli hale getirmişlerdir. Böylelikle Dadaizm ve soyutlama ile sanat, bilim ve teknik ile kıyaslandığında kaçınılmaz olan sonuna karşı bir çıkış yolu bulmuştur.[32] Richard Huelsenbeck’in bir konuşmasında geçen ve “Dada, şarlatanlık ve saçmalıktır. Alman akademisinin sonu ve Alman mantalitesinin sonu demektir.”şeklinde yer alan ifadeler, aynı göndermeleri içeren farklı söylemler olarak belirir.

Dadaizm’i nihilizmle, cılız bir şekilde salt bir kimlik olgusu ilişkisi içinde tanımlamak yeterli değildir. Dada hareketi, kökleşmiş değerlere öfkeli bir saldırıdan öte bu yerleşmiş ve kabullenile gelmiş değer dizgelerinin bağrından kopan bir krizin ürünü olarak değerlendirilmeli ve kesinlikle doğduğu zamanın özel koşuları göz önüne alınarak incelenmelidir. Sözü geçen zamanlar, büyük bir karışıklığın olduğu zamanlardır. Emmy Hennings’in (1885-1948) dediği gibi; Dada, ironik entelektüel bir eğlencedir ve söyleyeceği bir dizi eleştirel ve felsefi hususu bulunan ters bir sanattır.[33] Onlar, anamalcı zihniyetin savurduğu ve içini boşaltmaya cüret ettiği var oluş ve varlık kavramlarına karşı anarşist bir aura içinde amansız bir savaşa girişmişlerdir. İlkin insanı hiçe sayan ve uğruna savaşılan maddesel değerlerin etikliğini, sonrasında da tüm yerleşmiş ahlaki değerleri alaycı bir sorgulama taktiğidir bu. Böylece Dada, genel anlamda nihilizmin de içine düştüğü kötücül durumdan ve yadsınmaktan çokça payını alsa da, eleştirel düşüncede kabul edilebilir bir şekilde ahlaki anlamda metafizik bir boyuta geçerek kendini olumlar ve temize çıkarır.

Burada asıl tartışılması gereken uygarlığın kendisidir. Nihilist bir tavırdan doğan ve gelişen Dada akımının, uygarlığa değer kavramlara ve uygarlığa ilişkin bir takım soruları kendine dert edinmiş özel bir tarafı bulunur. Richard Huelsenbeck, 1964 yılında, geriye dönük baktığında, “Dada. Edebi bir Dökümantasyon” (Dada. Eine literarische Dokumentation) adlı yapıtında şunları söyler: “Dadaistler ki onlar zamanlarından çok ilerdeydiler, özel hassasiyetleri ile kaosu anladılar ve onu bertaraf etmek için çabaladılar.” Ardından şöyle devam eder: “Dadistler birer yaratıcı irrasyonalistlerdi, çünkü onlar kaosun manasını (bilmeyerek daha çok bilmiş) kavramışlardı.”

Bütün bunların yanı sıra savaş ve teknolojik gelişmelerin, toplum üzerindeki olumsuz etkisini yadsımamak gerekir. Örneğin; Charlie Chaplin, Modern Zamanlar adlı filminde, Sanayi Devrimi sonrası Avrupa’sının çevresine hatta kendisine yabancılaşmasını vurgular. Bu film, makineleşmeyle birlikte insan- makine, dolayısıyla insan- teknoloji etkileşiminin, insan doğasını nasıl değiştirdiğini gözler önüne serer. 20. yüzyıl Avrupa toplumu, teknolojiye yalnızca üretim açısından değer vermekle kalmamış, insana gösterilmesi gereken saygıyı, teknoloji tarafından üretilen nesnelere göstererek adeta onlara tapmıştır. Böyle bir toplumda insanlar birbirlerini her hangi bir değeri olmayan araçlar olarak görürlerken, makineler çok yüksek bir değer kazanmış ve insanların taptığı amaçlar olup çıkmıştır. Hatta böylesi bir toplum, insanları birbirine yaklaştırmak yerine, her birini birbirinden yalıtılmış, uzak adacıklar haline getirmiştir. Böylece kendisine yabancılaşmış bireyler ve birbirine yabancılaşmış yalnız insanlardan oluşan bir toplum ortaya çıkmıştır. Sanayi Devrimi, makineleşme ve teknolojik ilerlemenin bir güçler arenası yarattığı ve savaşı kaçınılmaz hale getirdiği öngörüsü, zaman içinde tartışmasız kabul görmüştür.[34] Leen de Bolle’e göre de; büyük şehirlerdeki açık düzene zorlayan bir dünyadan uzaklaşmak ya da teknolojinin egemenliğinden kurtuluş çabaları, bir yokluğa, bir boşluğa sebep olur çünkü bu “yüce bir hor görme ve umursamazlık”; “karşılıklı sessizlik ve yabancılaşma üzerine kurulu bir toplum” üretir. [35]

Resim 3 Charlie Chaplin, “Modern Zamanlar” filminden bir sahne, 1936. [36]

Resim 4 Charlie Chaplin, “Modern Zamanlar” filminden bir kare, 1936. [37]

‘ (1886-1971),”no.” (Der Dada no.3) “,” (1834-1919) ı (1875-1955)yapıtlara dir. A.[38]Öte yandan George Grosz’un (1893-1959) 1925 yılında Malik Yayınevi’nde yayımlanan “Sanat Tehlikede” başlıklı denemesi, yaklaşık aynı kavramlara göndermelerde bulunur:

“Alman Dada hareketi, bazı yoldaşlarımın ve benim eşzamanlı olarak ‘dünyayı ruhun’ (Geist) ya da ‘ruhun insanlarının’ yönettiğine inanmanın tam bir delilik olduğunu fark etmemizde kök saldı. Goethe bombardıman altında, Nietzsche sırt çantasını yüklenmiş, İsa siperlerde. Hâlâ ruhun ve sanatın özerk gücüne inanmayı sürdüren insanlar vardı.” [39]

Dadacılara göre savaş, maddeci değerler üstüne temellendirilmiş Batı toplumlarının ölüm sancılarının bir belirtisidir. Sanatçı, toplumda yerleşmiş değerlere göre yapıt ürettiği sürece, bu yozlaşmış düzene para karşılığı hizmet veren basit bir araçtan başka bir şey değildir. Bu nedenle toplumsal değerlere ters düşen ve geleneksel sanat kavramı dışında kalan her türlü eylem ya da işlem, yeni bir sanat ve toplum biçiminin yaratılmasında temel bir rol oynayacaktır. Paranızı Dada’ya Yatırın! Başlıklı makalede, “Dakikada 1327 misli kazanç. Dada ittifakın getirdiği kölelikten kurtulmanın tek yolu. Dada bankası çekleri dünyanın her yerinde geçerlidir.”[40] Şeklinde yer alan ironik göndermeler, Dada’nın toplumsal değerlere ve meta kavramına yönelik hıncının trajikomik bir dışavurumu gibidir.

Öte yandan Dadacılar yapıtlarının alımlanmasında belirlenmiş anlam düzeneklerini de bozmak istemişlerdir. Bu anlamda yapıtlarının bir “düşünce nesnesi” olarak alınmasını önlemeye çalışırlar. Onlara göre bu yaklaşım, yapıtın donuklaştırılması hatta kalıplaşması anlamına gelir ve bunu engellemek için kullandıkları malzemeyi aşağılama yolunu seçerler. Örneğin; anlamsız ya da birbiriyle alakasız sözcükler kullanarak şiir yazarlar ya da gazete parçalarından resimler yaparlar. Verili mantıksallıklar ve değer yargıları dadacılığın başlıca saldırı hedefleri arasında yer alır. Modern çevrelerde bu girişimin, anlam’a yönelik bir saldırı olduğu ve bir kırılma noktasına işaret ettiğini söylemek mümkündür. Bir yerde, nihilizmin kaynakları Dadacılığa araç olmuş ve sanatsal alanda bir devrime dönüşmüştür. Nihilizm tehdidi Loyal Rue tarafından “Hilekârlığın Erdemi: Doğa Tarihi ve İnsan İlişkileri’ndeki Kandırmacanın Rolü” (Grace of Guile: The Role of Deception in Natural History and Human Affairs, 1994) adlı kitabında belirtildiği üzere halen insanlık için çok büyük bir sorunsaldır. Loyal Rue’ya göre; nihilizm gerçektir ve insanoğlu bu gerçekle yaşayamaz. Sunduğu çözüm insanları,  insanlar ve evrenin önemli olmamasına rağmen önemleri varmış gibi kandıran evrene ilişkin mitsel bir büyüleme programında oluşan asil bir yalandır. Bu biçare ve inanılmaz strateji nihilizmin süren gücünü sürdürmektedir ve bu kitapta kaçınılmaz bir akıbet olarak ele alınmaktadır.[41]

Filozof Bert Olivier (1943), geleneksel sanat pratiğini sürdürmeyi reddeden Dadacı düşünce tarzına göre, geleneksel estetik değerlere sımsıkı tutunmanın, ikiyüzlülükten de ötesine eşdeğer olduğunu belirtir. Etik olarak içi boş, menfur ve mevcut dünyayı, güzellik ve sunumun genel kabul gören kutsal parametreleriyle temsil etme yeteneğine sahip olduğu belirtilen bir sanatın söylediği yalana karşı Dadacıların gözlerinin tamamen kapalı olduğunu, sözlerine ekler. Dadaistler, geleneksel sanat pratiğini sürdürmek yerine, yeni yeni ortaya çıkan kitle iletişimini ve grafik teknolojisini, gazete basmak, fotoğraf ve film gibi, “sanatın operasyona gerek duyması” söylemiyle, geleneksel sanata ve bu bağlamda topluma karşı atağa geçmişlerdir. Bert Olivier makalesinde, Dada’nın tarihi saygınlığı ve etik yönden motive olduğu yenilikçiliğinin arka planına bakıldığında, bir devrim mi yoksa yararlı bir etki sağlamak üzere çok aşırı bir başkaldırı mı olduğunu sorar. Bert Olivier’a göre, psikoanalatik düşünür Julia Kristeva’nın özellikle sanatta, edebiyatta ve insanların özel hayatlarındaki “devrim” ve “başkaldırı” gereği üzerine olan düşüncesi, bu bağlamda aydınlatıcı olabilir.[42] Bert Olivier, Julia Kristeva’nın, hiçlik kavramını, “değişim, ayaklanma ve dönüşüm olasılığı” olarak sorguladığından bahseder. O, “başkaldırı”nın bireyler için olduğu kadar geniş anlamda toplum için de vazgeçilmez bir olgu olduğunu belirtir ve bunu kanıtlamak için psikoanalitik yönteme başvurur:

“Mutluluk sadece başkaldırının bedeli ödendiğinde var olur. Kendimizi otonom ve hür hissetmemizi sağlayan bir engel, kısıtlama, otorite veya kanuna karşı koymadan hiçbirimizin hazza ulaşması mümkün değildir. Mutluluğun bireysel deneyimine eşitlik etmek üzere ortaya çıkan başkaldırı, haz ilkesinin bütünleyici bir kısmıdır. Daha fazlası, toplumsal düzeyde, normalleştirme düzeni mükemmelden uzak ve dışlananı desteklemekte başarısızdır: işsiz gençlik, projelerdeki yoksullar, evsizler, işsizler ve yabancılar ve daha diğerleri. Dışlanan kitlede başkaldırı kültürü olmadığında ve kendilerini haz isteğini memnun etmekten uzak ideolojilerle, şovlar ve eğlenceyle kandırdıklarında, isyancılara dönüşeceklerdir.” [43]

Dadaizm, bireyi sanatla özdeşleştirir. Dadaistlere göre sanat; kendi eleştirel bilincine dayalı olarak, sanat nesnesiyle özdeşleşme durumuyla karşılaşabilme yetisidir. Bundan böyle sanat, sorgulamayan toplumun kabulü değildir. Dünyaya bu şekilde farklı bir tavır almak, otantik Avangart sanatı, bilinen sanattan ayıran yegâne şeydir. Onlar bireyi dünyadan soyutlayarak ve dünyaya saldırarak aslında bireyi korumayı amaçlamışlardır. Dünyayı daha iyi olmaya doğru değiştirmek istemiş ancak yapamamış, bireyin içinde kalmış spontanlık ve ruhaniliği uyandırarak bireyin dünyada yaşamasına yardımcı olmuş ve böylece bireyi güçlendirmişlerdir.

Donald Kuspit, İkinci Dünya Savaşı sonrası Dadaizm’in, ‘Popüler Sanat’ olarak geri geldiğinden ve New York’ta yaşayan Marcel Duchamp’ın ona bir mantık kazandırdığından bahseder. Şöyle ki; “o artık ahlaki bir devrim değil, sanatsal bir hiledir”. Dadaizm artık parçalanmış bir topluma karşı ahlaki bir tepki değil, onun işaret ve sembolleri hakkında bir çeşit küstahlık haline gelmiştir: Donald Kuspit’e göre:  “Popüler Sanat, Dadaizm’in evcil karikatür halidir ve ukalalık nihilizmin yerini almıştır. Dadaizm’in ve soyut sanatın ahlaki ve ruhani rahatsızlığı, Amerika Birleşik Devletlerinde bir tür ironik toplumsal konformizme dönüşmüştür.”  [44]

[1] Art Theory and Criticism.

[2] Condrescu, A. (2009) The Posthuman Dada Guide, Tzara& Lenin Play Chess, s.43. Princeton University Press: New Jersey.

[3] Öndin, N. (2010) Yirminci Yüzyıl Sanatının Kuramsal Dili. Anlamsal Sorgulamalar, s. 23-24. MSGSÜ Yayınları: İstanbul.

[4] Crosby, D. A., “Nihilism”, Routledge Encyclopedia of Philosophy, Vers. 1. 0. CD- ROM’dan alınmıştır.

[5] Copleston, F. (1998), Nihilizm ve Materyalizm. 2. Baskı, s. 165. İdea Yayınevi: İstanbul.

[6] Chaix, J. (2000), Nietzsche Yaşamı ve Felsefesi, s.107.  Çeviri: N. Berna Severyan. Çivi Yazıları: İstanbul.

[7] Kuspit, D., A.g.m.

[8] Kabadayı, T. (2000), “Nietzche ve Postmodernizm..2000”,  s. 89-90. Felsefe Tartışmaları 26. Kitap. [80- 90] Aktaran: http://kisi.deu.edu.tr/binnur.kavlak/kitaplar/talip.doc Erişim tarihi: 26.05.2013.

[9] Hillebrand, B. (2001) Was denn ist Kunst?: Essays zur Dichtung im Zeitalter des Individualismus, s.262,Vandenhoeck und Ruprecht: Göttingen. Aktaran:

http://books.google.com.tr/books?id=rIlqXdlgtgcC&pg=PA274&lpg=PA274&dq=dada+bewegung+und+nihilismus&source=bl&ots=9BuUsneNur&sig=7n6MywHo6W9mtfxw9oT2T7nFVc&hl=tr&sa=X&ei=fAlmTy7Dcui8gPCnLigCA&ved=0CE8Q6AewBg#v=onepage&q=dada%20bewegung%20und%20nihilismus&f=false Erişim tarihi: 26.05.2013.

[10] Epistomolojik: Bilgi kuramı ile ilgili.

[11] Hopkins, D. (2006), Dada ve Gerçeküstücülük, s. 17. Çeviri: Suat Kemal Angı, Dost Kitabevi: Ankara.

[12] Manifestonun tam metni için bkz. http://www.391.org/manifestos/19090220marinetti.htm Erişim tarihi: 25.05.2013.

[13] Kuspit, D., A “Spiritüalism and Nihilism”, Critical History of 20. Century Art. Bölüm 2 Kısım 1. İkinci 10 yıl. Aktaran: http://www.artnet.com/magazineus/features/kuspit/kuspit2-17-06.asp Erişim tarihi: 26.05.2013.

[14] Kenneth C. Lindsay- Peter Vergo (1994), Kandinsky: Complete Writings on Art, s.101. Da Capo: New York.

[15] Kuspit, D., A.g.m.

[16] Harrison, C., Wood P. (2003), Art in Theory 1900- 2000. “Wassily Kandinsky from concerning the spiritual in art 1911.”  3. cilt, s.87, Blackwell Publishing: Oxford.

[17] Ata, S. (2003), “Gerçekçi Ol, İmkânsızı Gerçekleştir! (1.bölüm)”. Toplumsal Ekoloji Dergisi, Kasım 2003, Sayı 3, s. 50. Aktaran: http://www.ekoloji.org/dergi/sayi3/04imkamsizi_iste.pdf Erişim tarihi: 26.05.2013.

[18] Sanouillet, M. (1997), “Dadacılığın kökleri: Zürih ve New York”, Modernizmin Serüveni, s. 303. Derleyen: Enis Batur, Yapı Kredi Yayınları: İstanbul.

[19] Altay, A.B. (2004) “Dadaizm”. Ders Belgeliği, Desen Yazıları. Marmara Üniversitesi AEF Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü, Resim ASD 1. Sayı. Aktaran: http://mimoza.marmara.edu.tr/~avni/dersbelgeligi/desenyazilari/1sayi/adil.html Erişim tarihi: 26.05.2013.

[20] Kuspit, D. (2006) Sanatın Sonu. Çeviri: Yasemin Tezgiden. 2.Basım, s.47. Metis Yayınları: İstanbul.

[21] Dadacı Manifesto, Richard Huelsenbeck tarafından Berlin’de 12 Nisan 1918 tarihinde okunmuştur. Bkz. Richter, H. (1966), Dada Art and Anti- Art., s.104-107, McGraw Hill Book Company: New York.

[22] Lucie-Smith, E. (2004) 20. Yüzyılda Görsel Sanatlar, s.100, Akbank Kültür Sanat Yayınları: İstanbul.

[23] Yadsıma (İng. Negation): Öne sürülen bir savı tanımama.

[24] Manifestonun İngilizce metni için bkz. http://www.391.org/manifestos/192003picabia.htm Erişim tarihi: 26.05.2013.

[25] http://sdrc.lib.uiowa.edu/dada/dada/7/pages/02.htm Erişim tarihi:25.05.2013.Aynı manifesto daha sonra, Nisan 1920’de Der Dada no. 3, s.15’te de yayımlanmıştır. Bkz. http://sdrc.lib.uiowa.edu/dada/derdada/3/pages/15.htm Erişim tarihi: 25.05.2013.

[26] Bkz. http://www.391.org/12/cover.htm Erişim tarihi: 25.05.2013

[27] Manifestonun tamamı için bkz: http://dadasurr.blogspot.com/2010/02/picabia-deux-manifestes-dada-du.html Erişim tarihi: 25.05.2013.

[28] Huelsenbeck, R. (1974), Memoirs of a Dada Drummer, s. 160. The Wiking Press: New York.

[29] “Dada Manifestosu”; 23 Temmuz 1918’de Zürih Meise’de yazar Tristan Tzara tarafından okunmuştur. Bkz. Huelsenbeck, R. (1998) The Dada Almanac, 2. basım., s. 121-132. BCM Atlas Pres: Londra.

[30] Brauneck M. (1986) “Dada: Zürich und Berlin” Theater im 20. Jahrhundert, s. 194. Rowohlt Tashcenbuch Verlag Gmbh: Germany. [192- 199]

[31] Dickerman L. (2006), “Zurich”, Dada., s.21. National Gallery of Art: Washington. [19- 44]

[32] Kuspit, D., A.g.m.

[33] Kuspit, D., A.g.m.

[34] Asiltürk, M. (2006), “Fotoğraf ve Resim İlişkisi Bağlamında Francis Bacon ve Fotoğrafın Bir Gerçeklik Alanı Olarak Kullanılmasına Dayalı Uygulama Çalışmaları” adlı Yüksek Lisans Tezi, s.20. Eylül 2006, Çukurova Ünv. SBE.

[35] Wallenstein, S. O. (2010) Nihilism, Art, and Technology. Department of Philosophy, Stockholm University,  Doktorsavhandling. (Doktora tezi), s.72. Aktaran: http://su.diva-portal.org/smash/record.jsf?pid=diva2:314053 Erişim tarihi: 26.05.2013.

[36] Kaynak: http://charliechaplin.com/en/films/6-modern-times Erişim tarihi: 26.05.2013.

[37] Kaynak: http://www.dvdbeaver.com/film/dvdcompare/moderntimes.htm Erişim tarihi: 26.05.2013.

[38] Benson, T. O. (1987) “Mysticism, Materialism, and the Machine in Berlin Dada”, Art Journal, College Art Association, s. 46-47. New York. [46- 55]

[39] Grosz, G, Herzfelde, W. (2011) “Sanat Tehlikede”, Sanat ve Kuram 1900- 2000 Değişen Fikirler Antolojisi. Ed. Charles Harrison, Paul Wood. Çeviri: Sabri Gürses. Küre Yayınları: İstanbul.

[40] Kuenzli, R. (2006) Dada, s.206. Phaidon Press Limited: New York.

[41] Crosby, D. A., A.g.y.

[42] Olivier, B. (2006) “Dada and the ethical need for revolt in art”, SAJAH, vol. 21, no.2., s. 90. [89- 100] Aktaran: http://137.215.9.22/bitstream/handle/2263/10622/Olivier_%20Dada(2006).pdf?sequence=1 Erişim tarihi: 26.05.2013.

[43] Olivier, B., A.g.m., s. 94.

[44] Kuspit, D., A.g.m.


[1] Art Theory and Criticism.

[1] Condrescu, A. (2009) The Posthuman Dada Guide, Tzara& Lenin Play Chess, s.43. Princeton University Press: New Jersey.

[1] Öndin, N. (2010) Yirminci Yüzyıl Sanatının Kuramsal Dili. Anlamsal Sorgulamalar, s. 23-24. MSGSÜ Yayınları: İstanbul.

[1] Crosby, D. A., “Nihilism”, Routledge Encyclopedia of Philosophy, Vers. 1. 0. CD- ROM’dan alınmıştır.

[1] Copleston, F. (1998), Nihilizm ve Materyalizm. 2. Baskı, s. 165. İdea Yayınevi: İstanbul.

[1] Chaix, J. (2000), Nietzsche Yaşamı ve Felsefesi, s.107.  Çeviri: N. Berna Severyan. Çivi Yazıları: İstanbul.

[1] Kuspit, D., A.g.m.

[1] Kabadayı, T. (2000), “Nietzche ve Postmodernizm..2000”,  s. 89-90. Felsefe Tartışmaları 26. Kitap. [80- 90] Aktaran: http://kisi.deu.edu.tr/binnur.kavlak/kitaplar/talip.doc Erişim tarihi: 26.05.2013.

[1] Hillebrand, B. (2001) Was denn ist Kunst?: Essays zur Dichtung im Zeitalter des Individualismus, s.262,Vandenhoeck und Ruprecht: Göttingen. Aktaran:

http://books.google.com.tr/books?id=rIlqXdlgtgcC&pg=PA274&lpg=PA274&dq=dada+bewegung+und+nihilismus&source=bl&ots=9BuUsneNur&sig=7n6MywHo6W9mtfxw9oT2T7nFVc&hl=tr&sa=X&ei=fAlmTy7Dcui8gPCnLigCA&ved=0CE8Q6AewBg#v=onepage&q=dada%20bewegung%20und%20nihilismus&f=false Erişim tarihi: 26.05.2013.

[1] Epistomolojik: Bilgi kuramı ile ilgili.

[1] Hopkins, D. (2006), Dada ve Gerçeküstücülük, s. 17. Çeviri: Suat Kemal Angı, Dost Kitabevi: Ankara.

[1] Manifestonun tam metni için bkz. http://www.391.org/manifestos/19090220marinetti.htm Erişim tarihi: 25.05.2013.

[1] Kuspit, D., A “Spiritüalism and Nihilism”, Critical History of 20. Century Art. Bölüm 2 Kısım 1. İkinci 10 yıl. Aktaran: http://www.artnet.com/magazineus/features/kuspit/kuspit2-17-06.asp Erişim tarihi: 26.05.2013.

[1] Kenneth C. Lindsay- Peter Vergo (1994), Kandinsky: Complete Writings on Art, s.101. Da Capo: New York.

[1] Kuspit, D., A.g.m.

[1] Harrison, C., Wood P. (2003), Art in Theory 1900- 2000. “Wassily Kandinsky from concerning the spiritual in art 1911.”  3. cilt, s.87, Blackwell Publishing: Oxford.

[1] Ata, S. (2003), “Gerçekçi Ol, İmkânsızı Gerçekleştir! (1.bölüm)”. Toplumsal Ekoloji Dergisi, Kasım 2003, Sayı 3, s. 50. Aktaran: http://www.ekoloji.org/dergi/sayi3/04imkamsizi_iste.pdf Erişim tarihi: 26.05.2013.

[1] Sanouillet, M. (1997), “Dadacılığın kökleri: Zürih ve New York”, Modernizmin Serüveni, s. 303. Derleyen: Enis Batur, Yapı Kredi Yayınları: İstanbul.

[1] Altay, A.B. (2004) “Dadaizm”. Ders Belgeliği, Desen Yazıları. Marmara Üniversitesi AEF Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü, Resim ASD 1. Sayı. Aktaran: http://mimoza.marmara.edu.tr/~avni/dersbelgeligi/desenyazilari/1sayi/adil.html Erişim tarihi: 26.05.2013.

[1] Kuspit, D. (2006) Sanatın Sonu. Çeviri: Yasemin Tezgiden. 2.Basım, s.47. Metis Yayınları: İstanbul.

[1] Dadacı Manifesto, Richard Huelsenbeck tarafından Berlin’de 12 Nisan 1918 tarihinde okunmuştur. Bkz. Richter, H. (1966), Dada Art and Anti- Art., s.104-107, McGraw Hill Book Company: New York.

[1] Lucie-Smith, E. (2004) 20. Yüzyılda Görsel Sanatlar, s.100, Akbank Kültür Sanat Yayınları: İstanbul.

[1] Yadsıma (İng. Negation): Öne sürülen bir savı tanımama.

[1] Manifestonun İngilizce metni için bkz. http://www.391.org/manifestos/192003picabia.htm Erişim tarihi: 26.05.2013.

[1] http://sdrc.lib.uiowa.edu/dada/dada/7/pages/02.htm Erişim tarihi:25.05.2013.Aynı manifesto daha sonra, Nisan 1920’de Der Dada no. 3, s.15’te de yayımlanmıştır. Bkz. http://sdrc.lib.uiowa.edu/dada/derdada/3/pages/15.htm Erişim tarihi: 25.05.2013.

[1] Bkz. http://www.391.org/12/cover.htm Erişim tarihi: 25.05.2013

[1] Manifestonun tamamı için bkz: http://dadasurr.blogspot.com/2010/02/picabia-deux-manifestes-dada-du.html Erişim tarihi: 25.05.2013.

[1] Huelsenbeck, R. (1974), Memoirs of a Dada Drummer, s. 160. The Wiking Press: New York.

[1] “Dada Manifestosu”; 23 Temmuz 1918’de Zürih Meise’de yazar Tristan Tzara tarafından okunmuştur. Bkz. Huelsenbeck, R. (1998) The Dada Almanac, 2. basım., s. 121-132. BCM Atlas Pres: Londra.

[1] Brauneck M. (1986) “Dada: Zürich und Berlin” Theater im 20. Jahrhundert, s. 194. Rowohlt Tashcenbuch Verlag Gmbh: Germany. [192- 199]

[1] Dickerman L. (2006), “Zurich”, Dada., s.21. National Gallery of Art: Washington. [19- 44]

[1] Kuspit, D., A.g.m.

[1] Kuspit, D., A.g.m.

[1] Asiltürk, M. (2006), “Fotoğraf ve Resim İlişkisi Bağlamında Francis Bacon ve Fotoğrafın Bir Gerçeklik Alanı Olarak Kullanılmasına Dayalı Uygulama Çalışmaları” adlı Yüksek Lisans Tezi, s.20. Eylül 2006, Çukurova Ünv. SBE.

[1] Wallenstein, S. O. (2010) Nihilism, Art, and Technology. Department of Philosophy, Stockholm University,  Doktorsavhandling. (Doktora tezi), s.72. Aktaran: http://su.diva-portal.org/smash/record.jsf?pid=diva2:314053 Erişim tarihi: 26.05.2013.

[1] Kaynak: http://charliechaplin.com/en/films/6-modern-times Erişim tarihi: 26.05.2013.

[1] Kaynak: http://www.dvdbeaver.com/film/dvdcompare/moderntimes.htm Erişim tarihi: 26.05.2013.

[1] Benson, T. O. (1987) “Mysticism, Materialism, and the Machine in Berlin Dada”, Art Journal, College Art Association, s. 46-47. New York. [46- 55]

[1] Grosz, G, Herzfelde, W. (2011) “Sanat Tehlikede”, Sanat ve Kuram 1900- 2000 Değişen Fikirler Antolojisi. Ed. Charles Harrison, Paul Wood. Çeviri: Sabri Gürses. Küre Yayınları: İstanbul.

[1] Kuenzli, R. (2006) Dada, s.206. Phaidon Press Limited: New York.

[1] Crosby, D. A., A.g.y.

[1] Olivier, B. (2006) “Dada and the ethical need for revolt in art”, SAJAH, vol. 21, no.2., s. 90. [89- 100] Aktaran: http://137.215.9.22/bitstream/handle/2263/10622/Olivier_%20Dada(2006).pdf?sequence=1 Erişim tarihi: 26.05.2013.

[1] Olivier, B., A.g.m., s. 94.

[1] Kuspit, D., A.g.m.